başka bir dünyada karşılaşmış gibi
Yılbaşıruhuna uygun filmler. zyaman - 14th Aralık 2016. 0. Malum Aralık ayını ortaladık ve ayın ilk gününden itibaren, sizi bilmem ama benim içimi yılbaşı heyecanı sarmış durumda. Çünkü yılın en sevdiğim zamanları başladı
Unutmayınki güven, kaybedildiği kadar kolay kazanılmıyor. Çünkü artık yalanlar kişiler arasından çıktı. Dünya değişirken ve insanlık bir eşikten atlarken dijital dünyaya
SancaktepeDahiliye Uzmanı olarak çalışan Dr. Güngör Sitar mesaisine giderken kalp krizi geçirdiğini anlayıp direksiyonu acile kırdı. Sitar, acil servisin girişinde yere yığıldı. Hastanedeki ekip arkadaşları tarafından nefes nefese bir mücadeleyle hayata döndürülen Güngör Sitar, 'Ekip arkadaşlarımın müthiş çabaları sayesinde mucizevi bir şekilde hayattayım' dedi.
MüzikBiletleri. Konser bileti almanın en uygun ve kolay yolu olan biletwise, size her gün çeşitli şehir ve sahnelerde düzenlenen, birbirinden kaliteli konserlere katılma şansı veriyor! Eğer konserde yerini alamayacaksan, biletini istediğin fiyata biletwise aracılığıyla sat, koltuğun boş kalmasın! Konser, bir dinletici
birçocuğun karşısında durur. Elini sıkarak onu oyuna davet eder, elinden tuttuğu ço-cuğu arkasına alarak ilk vagonu oluşturur. Vagona alınan çocuk öğretmeninin yap-tığı gibi başka bir arkadaşının elini sıkar ve “Merhaba, ben (ismini söyler).” der. Tanıştığı çocuk da ismini söyleyince arka-
Idée Cadeau Anniversaire Rencontre Pour Femme. Herkes reenkarnasyona inanmasa da, her yerde bunun belirtileri vardır. Hiç hayatınız boyunca tanıdığınız biriyle karşılaşmış gibi hissettiniz mi? Günlük yaşamımızda bu tür şeylere işaret eden çok sayıda küçük şey var ve onları kabul etmeye istekli olmalıyız. Bu gezegende daha önce kaç tane yaşam yaşadığınızı asla tam olarak bilemezsiniz, ancak reenkarnasyon belirtilerini arayabilirsiniz. Aşağıda bazılarının üzerinden geçeceğim ve size uygun olduklarını düşünüyorsanız, belki de bu, hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyeceğiniz bir şeydir. Bu gezegene her geldiğimizde bir amaç ile geliriz ve oradan daha doğru bir şekilde büyüyebilir ve ruhumuzu sonunun geleceği yere ilerletebiliriz. Ruhunuzun Daha Önce Burada Bulunduğuna Dair 8 İşaret 1. Hayatınız Boyunca Bildiğinizi Düşündüğünüz İnsanlarla Tanışırsınız. Bu dünyada ilerlerken bazen daha önce tanıştığımız insanlarla iletişim kurarız. Şimdi kim olduklarını bilmiyor olabiliriz ama ruhumuz onları tanıyor çünkü onları önceden biliyorduk. Böyle hissediyorsunuz çünkü teknik olarak bilmeseniz bile ruhunuz bu insanların kim olduğunu biliyor. 2. Şu Anda Yaşamakta Olduğunuz Hayata Uymayan Anılarınız Var. Bazen geçmiş yaşamlardan küçük hatıralarla baş başa kalırız. Açıklayamayacağınız bir şeyi deneyimlemeye devam ederseniz veya içinde uymayan bir şey varmış gibi hissederseniz, bu onu açıklayabilir. Önceden anlayamayabilirsiniz ama zaman geçtikçe daha anlamlı hale gelmeye başlayacaktır. 3. Deja Vu Yaşarsınız. Deja Vu, bu dünyayı pek çok kez ziyaret edenlerde çok yaygın olan bir şey. Daha önce bir şey deneyimlemiş gibi hissedebilirsiniz. Başka bir hayatta, benzer bir şey yapmış olabilirsiniz ve sadece bir an için bile olsa, bunu bir an için yakalayabilirsiniz. 4. Sebepsiz / Açıklayamayacağınız Şeylerden Korkuyorsunuz. Bazen başka yaşamlarda belirli nedenlerle korktuğumuz şeyler mevcut yaşamlarımızda da gözükmeye başlar. Örneğin, bu hayatta açıklayamayacağınız bir köpek korkunuz olabilir çünkü başka bir hayatta biri tarafından ısırılmışsınızdır. Biliyorum, bu saçma gelebilir ama çok mantıklı. 5. Ruh Eşinizi Bulabilirsiniz. Ruh eşinizi bulduğunuzda, sanki zaten yanınızda olan biriyle tanışmış gibi hissedeceksiniz. Çünkü öyleydiler. Başka bir hayatta, bu kişi tam şimdi olduğu gibi sizin için oradaydı ve başka yaşamlarda da olacak. 6. Rüyalarınız Çok Canlı Ve Fazlasıyla Gerçek. Bazen geçmiş yaşamlarımızda olan şeyleri hayal ederiz. Çok canlı ve her şeyden daha gerçekçi bir rüya görüyorsanız, önceki yaşamlarınızdan birine bir bakış olabilir. Geçmişin parçaları her birimizin içinde yaşıyor. 7. Buraya Ait Olmadığınızı Hissediyorsunuz Veya İlk Kez Gördüğünüzde Çok Tanıdık Gelen Yerler Buluyorsunuz. İlerledikçe, buraya ait olmadığımızı hissetmeye başlıyoruz çünkü bütün yaptığımız her şey başka bir yere ait. Bu gezegende daha önce yaşamış olduğunuz yerlere de rastlayabilirsiniz ve bu kendi içinizde bir şeyi tetikleyebilir. Biliyorum, kulağa tuhaf geliyor ama bunu yaşarsanız, tam olarak neden bahsettiğimi anlayacaksınız. 8. Sezginiz Son Derece Güçlüdür. Bu dünyada ne kadar çok hareket edersek ve farklı hayatlar yaşarsak o kadar sezgisel oluruz. Son derece sezgisel bir kişiyseniz, muhtemelen burada, Dünya’da defalarca reenkarne oldunuz. Ruhunuz oldukça yaşlı.
Yeğenim Zeynep'te geleneksel aile kahvaltımıza gitmiştim geçen cumartesi gene.. Dört kişiydik. O, damat Tolga, Ercan, ben. Kahvaltıdan sonra Zeyno "Bir Başkadır"ı seyredelim birlikte, hiç değilse ilk bölümünü dedi. İş güç yok nasılsa. Oturduk ekranın başına.. Bitince de kaçtık biz, Ercan'la.. Pazartesi, salı akşamları, maç falan da yok. Bol vakit var.. "Hıncal dişini sık, kalan 7 bölümü de izle ve anlamaya çalış, 'Bir Başkadır' niye kıyamet koparıyor bu ülkede" dedim kendi kendime.. Dört bölüm pazartesi, 3 bölüm de salı günü izleyip bitirdim, ama ben de bittim.. "Merak kediyi öldürdü" der ya, Amerikalılar.. Burada kedi, bendeniz oldum yani.. Öldüm.. Keyiften değil, sıkıntıdan.. Berkun Oya'nın yazıp yönettiği bir oyun vardı, gene mi Zeyno zorlamış da, gitmiştik ne, "Dünyada Karşılaşmış Gibi.." Onu hatırladım. Girdim internete, yazdığım yazıyı buldum.. Bakın ne demişim.. * "İnsanların bol vakitlerinin olduğu Shakespeare Trajedileri gibi bitmez tükenmezliklere, bu televizyon ve internet çağında tahammül etmek zor. Üç saat oyun izler mi, bugünün seyircisi.. Hele üç saatlik değil, 30 dakikalık bile lafı yoksa.. Hele de Berkun Oya'nın yazdığı gibi, yüzde 80'i monologlardan oluşan bir oyuna.. Berkun diyalog yazmayı bilmiyor sanki.. Biri lafı alıyor. 10 dakika anlatıyor, öteki ler bakıyor sadece.. Sonra öbürü lafı alıyor.. O başlıyor anlatmaya.. 3 saatlik bir "Seyircinin sabrını ölçme" testi sanki.. Ben sabrettiysem, birincisi, ilk perde "Nihayet" bitince arkadaşlarımı bırakıp gidemediğimden.. İkincisi.. Oyuncuların hepsi, ama hepsi gerçekten harika oynuyorlardı. İşte onlar gerçekten seyre değdi de, dayandım. Kusur, Berkun Oya'nın hem yazar, hem yönetmen olmasında.. O bitmez tükenmez monologların kelimesine kıyamamış.." * Bu yazıyı kelimesi kelimesine "Bir Başkadır" için söyleyebilirim.. Berkun gerçekten Shakespeare'iyen tiradlar yazıyor.. Ama Shakespeare 400 yıl öncenin oyun yazarıydı. Sinemasız, televizyonsuz, eğlencenin az, vaktin bol olduğu devirlerde insanlar gidip 3 saat o tiradları dinliyor, keyif de alıyorlardı. Bugün Shakespeare, okumak için. Müthiş zevk okumak ve düşünmek. Ama sahnelenirken ya da filme çekilirken, yönetmen makası eline alıyor.. Hele televizyon dünyası, tamamen ritm, tamamen tempo demek.. Yıllar yıllar önce, Kartallar Yüksek Uçar adlı yerli dizi, o unutulmaz Amerikan dizilerinden daha fazla sükse, reyting yapıp efsane olunca, senarist, dostum, yakın ahbabım Attila İlhan ile konuşmuş, o zaman hazırladığım Televizyon Sayfası'nda da yazmıştım, Cumhuriyet'te.. "Televizyon sinemaya da benzemez. Hızlı, akıcı, tempolu ve ritmli olmak zorundadır. Büyük rekabet içindeki Amerikan televizyonları, seyirciyi yakalama sırrını keşfetmişler ve '20 Saniye' kuralını koymuşlar" dedi, Kaptan.. Yani 20 saniyede bir, ya sahne değişecek, ya da sahnede bir değişiklik olacak. Biri girecek, ya da çıkacak yani. Kaptan, senaryoyu bu kuralla yazmış. Berkun'un yazdığı senaryo ile Berkun'un yönettiği dizi ise, 20 değil, 200 saniye susmalar, bakmalarla dolu.. Tek başına bir yere, olmadı boşluğa, ya da iki başına birbirine susarak bakan insanlar.. Yani çıkarın o susan sahneleri.. Dizi 4 bölüme iner.. İkincisi.. TRT'nin izlediğim tek dizisi Benim Adım Melek'teki uzatma hileleri.. 45 dakikaya zor yeten bir senaryo ile 180 dakikalık diziyi nasıl çekeceksin?. Benim Adım Melek'te kaç ev var?. Konaklar, çocukların, eş dostun evleri.. İşte o kapılardan her giren ve çıkan kapıda duruyor. Ayakkabısını giyiyor veya çıkarıyor.. Her biri bir dakika. 30 böyle sahne varsa, al sana 30 dakikası tamam bölümün. Bir Başkadır'da da ayakkabı giyme çıkarmaları ezberledik.. Nuri Bilge Ceylan usulü, Anadolu yollarında gidiyorsa bir araç, o araçla, bir vadide, bir ovada boydan boya, uzaktan çekimle seyrettik.. Birisi köy yerinde bir yere nasıl gidecek?. Yürüyerek.. Bütün yolu defalarca yürüdük.. Bir 30 dakika daha mı?. Al sana bir buçuk bölüm tamam.. Şimdi sizden bir ricam var. Burada durun ve Sevdiğim Laflara bakın.. Ne demiş Mario Levi.. "Hissedebilenlerle susarak da anlaşabilirsiniz..." Şimdi ruh doktoru ile hastası karşı karşıya oturuyor, dizinin nerdeyse yarısında.. Nedir ruh doktoru hasta ilişkisinde teşhis tedavi yolu.. Konuşma.. Oturuyorlar karşı karşıya diyelim on dakika.. 8 dakikası susma ile geçiyor. Doktor hastayı, hasta doktoru hissediyor olmalılar ki, susarak anlaşıyorlar. Peki biz seyirciler ne oluyoruz?. Hasta kız, ağbisi ile yaşıyor.. Yengesi içine kapanmış, konuşmuyor. Küçük yeğen hiç konuşmuyor.. Konuşanın da ağzından laf kerpetenle çıkıyor. Hani "Nokta" konan yerlerde sussalar, es verseler bir derece.. Her kelimeden sonra susuyorlar.. Karşısındaki "Anlamadım, ne dedin" diyor. Cevap sessizlik.. Sessizlik.. Sessizlik.. O sessiz sahneleri de at.. Allah sizi inandırsın, dizi bir bölümde biter.. 60 dakikalık çok güzel bir televizyon filmi olur. Berkun Oya'nın hikayesi aslında güzel çünkü.. Eline makası alan bir yönetmen harika iş çıkarırdı. Ama her kelimesine tapan ve kıyamayan Berkun, yönetmen olunca ortaya işte bu bitmez tükenmez sıkıntı, hatta azap çıkıyor.. Peki niye beğenildi, diyeceksiniz?. Bir defa oyuncular çok çok iyi.. Her biri, ayrı ayrı çok iyi.. Aynen "Benim Adım Melek"te olduğu gibi.. İkincisi.. Berkun'un oyunu, toplumun çok farklı kesiminden çok farklı tipleri anlatıyor. Dikkat edin.. Olayı değil, tipleri anlatıyor, dizi.. Daha doğrusu o tiplerin yaşadığı yerlere bir pencere açıyor, siz de o pencereden o tipe bakıyorsunuz. O kadar farklı ve değişik tipler ki, bilmiyorsanız, hayatınızda rastlamadıysanız ilginizi çekiyor ister istemez.. Oysa ben, çocukluğumdan gençlik yıllarıma, ülkemin dört bir yanını, Çaldıran köyünden İstanbul'a babamla dolaştığım, yazları babaannemle köyde geçirdiğim, gençliğimde gazetecilikle sade ülkemin değil, dünyanın dört bir yanına gittiğim için o tiplerin hemen hepsini bilirim. Benim için merak edilecek şey, tipler değil, yaşadıkları olay.. Oysa filmde olay değil, tip anlatılıyor. Yani bildiklerimi bir daha anlatıyor Berkun.. Tekrar ediyorum.. Uzayıp giden "Monologlar", yani tiyatro dili ile tiradlar ilginç ama, okumak için.. Ekran başında her kelimesi sonunda bir es vererek dinlemek için değil. Hele seyretmek.. Sabır taşı çatlar insanın.. Ben niye seyrettim peki.. Dedim ya, merak kediyi öldürdü de tatmin geri getirdi ya.. İki gece dişimi sıktım, sabrettim ve millet bu diziyi nasıl ve neden beğendi çözdüm.. Oh be... Dünya varmış!.. Berkun'un "Dünyada Karşılaşmış Gibi..." oyunu bittiği anda da aynen bu hisse kapılmıştım. "Oh be... Dünya varmış!.." *** Peki ya Schumacher? Lewis Hamilton, pazar günü İstanbul'da 7 Dünya F1 Şampiyonluğu'nu kazanarak, Michael Schumacher'e ait "En fazla F1 Dünya Şampiyonluğu" rekoru"nu egale etti. Asıl bu yüzden tüm dünya gazetelerine manşet, dergilerine kapak, televizyonlarına baş haber oldu İstanbul. Biz de hakkını verdik. Gazetelerimiz F1 için, pandemi zorlamalarına rağmen çok iyi yayın yaptılar. Sayfalarda büyük yer ayırdılar. Çok ayrıntılı bilgiler verdiler.. Ama hepsinde bir eksik vardı. Hiç birinde, 7 Dünya Şampiyonluğu egale edilen Michael Schumacher hakkında tek satır yoktu. Benim yaşımdakiler iyi bilir, ama başta Almanya, dünyada izlenme rekorları kıran pazar yarışını izleyen bizim insanlarımız arasında yaşı genç olanlar pek bilmez. İki satırla onu da yazsaydık keşke.. Ama bir şeyi yazmak için önce merak etmek lazım. Ben meraklıyım ya.. Aradım buldum. Benim gibi merak edenler için yazıyorum.. Michael Schumacher'in 7 şampiyonluğundan 5'inde Ferrari Takım patronu ve ünlü sürücünün yakın arkadaşı Jean Todt RTL televizyonuna şunları söylemiş.. "Michael'ı sık sık görüyorum. 15 günde, en fazla ayda bir muhakkak ziyaret ediyorum. 'Nasıl' sorularına yanıtım hep ayni oluyor.. 'Savaşıyor!.' Biz dostları ve ailesi de, daha iyi olması için dua ediyoruz." Michael'ın oğlu Mick de, motorsporlarında kariyer yapıyor. Gelecek sene onun da F1'de yarışmaya başlaması bekleniyor. Todt "Mick'deki gelişmeyi yakından izliyorum. Çok çok iyi" diyor. "Pistlerde yeni bir Schumacher görmek harika olacak." Michael 2013 yılında İsviçre'de kayak yaparken ciddi bir kaza geçirmiş, o günden beri de, ortalarda hiç görünmemişti. Geçen eylülde, kazadan beri onu takip eden doktoru "Bitkisel hayatta. Uyanık ama cevap vermiyor. Nefes alıyor, kalbi çarpıyor. İlerde oturabilir, bebek adımları atabilir ama o kadar" dedi en son. *** Bizim oğlan bina okur!.. Çocukken bize sık sık "Bizim oğlan bina okur, döner döner tekrar okur" derdi, babam.. Eski Türkçenin çok zor öğrenilen dil bilgisi dersinin adıymış bina.. Çocuklar en çok ondan çakarmış. Durmadan ayni yanlışı yapanlara böyle denmesi de buradan çıkmış.. Şimdi niye dedim bu lafı.. Çünkü, hatırlarsınız, TRT Müzik'le ilgili pazartesi başladığım eleştirilerime bugün de devam edecektim. Dün, yani size göre salı günü, iki ayrı programda, Ezgiler Türkü ve Nağmeler'de Şarkı Zerrin Özer'i gördüm ki, popçudur o... Ama ne torpilli Zerrinmiş ki, kendi haftalık özel programı bininci tekrar da olsa yetmiyor, o programı kırpıp kırpıp, öteki her türlü programa kolajlıyorlar.. Bir de tanıtımları ekleyin. Haftada en az, ama en az 100 kere Zerrin Özer'i görüyoruz TRT Müzik ekranında.. Hani köşesinde "Özü İnsan" yazan kanal.. "Özü" değil, "Özer'i" sanki.. Şimdi gelelim bina okuma işine.. Bakın geçen sene 24 Mayıs 2019'da aynen ne yazmışım da, TRT Müzik Genel Sanat Yönetmeni dilini yutmuş ve cevap vermemişti.. * Biz aylardır, hâlâ döne döne eskileri izliyoruz.. Listeyi, 2019 yılının listesini istet ve say bakalım, her program kaç kez tekrar edilmiş ve bir tek "yeni" yayınlanmış mı?. Bu tekrar yayının bütçesi ne?. Zerrin Özer'siz gün yok.. Hafta sonu bir saat arayla iki kez karşıma çıkınca, kanal değiştirdim. Kaç kez çıkmıştır kim bilir?. Her yapımcıya talimat verilmiş adeta, Bay Yönetmen.. Tabii, Mustafa Keser ve Muazzez Ersoy da öyle.. Bunların hepsi "Biz falancaya yakınız" havası mı atıyor?. Yoksa başka şeyler mi dönüyor?.. * Bunlara, Cumhuriyet yıllarımda TV köşemde çalışırken, ekrana nasıl geldiğini çok iyi bildiğim petrol zengini tüccar Metin Milli de eklendi, son aylarda.. TRT Müzik'te de gözde oldu hazret.. Onun da torpili ayni Yüksek Yerler mi, Yönetmen Bey!. Bugün yerim dar da, kısa kesiyorum.. Bu sorduklarıma cevap vermezseniz, unutup susmam.. Öyle bir adetim yok.. Bu defa o yüksek yerlere gider, sorarım sorularımı, hiç şüpheniz olmasın!. *** Tebessüm "Organik, hormonsuz, GDO'suz, pembe Çanakkale Domatesi" ne demektir?. Domatesin önündeki kelimeleri sayın. Her kelime için kilo fiyatına 5 lira ekleyin. Fark odur. Sevdiğim Laflar "Hissedebilenlerle susarak da anlaşabilirsiniz.." Mario Levi Yasal Uyarı Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Dünyada Karşılaşmış Gibi Etkinlik Berkun Oya'nın yazıp yönettiği Dünyada Karşılaşmış Gibi oyunu, izleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor.’Okudu mesajımı, telefon elimde bekledim, yazmaya başladı, yazdı yazdı, sildi sonra, vazgeçti... Ne yazdı? Niye sildi? Ne oldu?’’Karakolda, sıradan bir gecede, kayıpların ardından kesişen hayatlar...Yazan, Yöneten Berkun OyaYapımcı Nisan Ceren GöçenOyuncularAlican YücesoyDefne KayalarFatih ArtmanOkan YalabıkÖner ErkanSerkan KeskinSettar Tanrıöğen Kaynak Bu blogdaki popüler yayınlar Liman Ekonomisi Liman Ekonomisi İlhami Genç Karina Yayınevi Denizcilik ekonomisi, liman ve denizcilik ekonomisinden oluşmaktadır. Bu kitap, liman ekonomisine giriş niteliğindedir. Bir ders kitabı olarak faydalı olmasının ötesinde, denizcilik araştırmalarında, liman kullanıcısı ve hizmet sağlayıcı karar vericilerine ve liman meseleleriyle ilgilenen genel kamuoyunun yararına olması beklenmektedir. Yazarı Sizekitap'da Ara Yazarı Twitter'da Ara Kitabı Twitter'da Ara Yazarı Facebook'ta Ara Kitabı Facebook'ta Ara Fırtınalar İmparatorluğu - Cam Şato 5 Ciltli Fırtınalar İmparatorluğu - Cam Şato 5 Ciltli Sarah J. Maas Dex Yayınevi Aelin Galathynius tahta giden uzun yolda ihanete uğradı, sadakatle ödüllendirildi; arkadaşları kayboldu, yenilerini edindi; büyüye sahip olanlar ve olmayanlarla aynı tuhaflıklarda buluştu. Savaşçı prensine ve ona güvenen insanlara söz verdi, onları korumak için gücünün derinliklerine indi. Ama canavarlar geçmişin dehşetinden ortaya çıktıkça ve karanlık güçler krallığını elinden almaya çalıştıkça, tek kurtuluşun, sevdiği her şeyin sonu olabilecek çaresiz bir arayışta saklı olduğunu anladı. Cam Şato, Karanlık Taç, Ateşin Varisi ve Gölgeler Kraliçesi’nden sonra epik fırtına kalbinizi yakacak. “Düşünceli bakışlar, patlayacak hale gelen cinsel gerilim, sürpriz gelişmeler, renkli bir evren ve iğneleyici sözlerle dolu.” - Booklist Yazarı Sizekitap'da Ara Yazarı Twitter'da Ara Kitabı Twitter'da Ara Yazarı Facebook'ta Ara Kitabı Facebook'ta Ara Bu kitap ve daha fazlası hakkında haber alın! [email Blokzincir Kripto Paralar Bitcoin Blokzincir Kripto Paralar Bitcoin Vedat Güven Kronik Kitap “Erkin Şahinöz ve Dr. Vedat Güven, objektif yaklaşımlarıyla, konuyu en başından ele alıp son derecede anlaşılır bir çerçeve içine oturtarak incelemiş ve değerlendirmişler. Bu konuda birçok yazı ve inceleme okudum, bu kadar kapsamlı ve anlaşılır olanını ilk kez görüyorum.” - Dr. Mahfi Eğilmez “Pek çok insan kripto paraların gelişimi için karşılıksız çalışıyor, felsefi görüşler ortaya koyuyor. Sevgili Erkin Şahinöz ve Vedat Güven sadece bu tartışmaya katılmakla kalmıyor sizin de katılabilmeniz için gerekli alt yapıyı sağlıyor.” - ŞantManukyan “Kripto paralar kuralsız ve karşılıksız para basmak yerine kurallı para politikaları ile emperyal güçlerin elini zorlaştırıyor. Sonuçta efendi-köle geleneksel mimarisinden gücün topluluk üyelerine dağıtıldığı yeni mimariye geçiliyor. Güçlü bir toplumsal ve ekonomik değişimin arifesinde olduğumuz bugünlerde blok zinciri ve kriptolar konusunda dünyaya ışık veren ve verecek tüm çalışmaları ins
“Okudu mesajımı, telefon elimde bekledim, yazmaya başladı, yazdı yazdı, sildi sonra, vazgeçti… Ne yazdı? Niye sildi? Ne oldu?” Yazar yönetmen Berkun Oya’nın 1998’de Ali Atay ile birlikte kurduğu Krek Tiyatro Topluluğu, hemen hepsini kuruluşundan itibaren genel direktörü Oya’nın yazıp yönettiği birbirinden etkileyici oyunlarla bir tiyatro efsanesi yaratmıştı. Tiyatro ve sinema oyunculuğu yapan, televizyon programları hazırlayan, ödüllü filmler çeken, 1977 doğumlu Berkun Oya, on parmağında on marifet bir sanatçı. Ama öncelikle çok iyi bir yazar, tiyatromuzun az sayıda auteur-yönetmen’inden biri. Çoğu genç yönetmenimiz seyirci ile oyuncuyu ayıran o dördüncü duvar’ı yıkarak izleyiciyi oyun alanının içine sokmaya in-çalışırken Oya, İtalyan Sahnesi için geleneksel formatta iki perdelik oyunlar yazıyor. Üstüne üstlük o dördüncü duvar’ı yıkacağına, sahne ağzını boydan boya cam bir duvarla kapatarak oyunu kulaklıkla izletiyor. İlginçtir bu biçem, izleyiciyi oyundan koparacağına, beklenenin aksine müthiş bir gerçeklik duygusuyla içine alıveriyor. O cam duvar, mekânı tiyatro sahnesi olmaktan çıkarıp gerçek bir odaya dönüştürürken, çiftli kulaklıklı çok başarılı ses düzeni ile etrafından iyice yalıtılan izleyici, ayak sesleri, sigara yakarken çakmağın çakması, burun çekme ve yutkunma gibi, sinemada foley’cilerin yaratmaya çalıştığı her türlü efekti gerçek olarak algılıyor ve kendini oyunun tam içinde buluveriyor. En arka sıralara ulaşabilmek için geliştirmek zorunda olduğu yapay tiyatro sesi”nden kurtulan oyuncu ise, gerektiğinde bağırarak, gerektiğinde de gerçekten mırıldanarak ve fısıldayarak çok daha doğal bir oyunculuk sergiliyor. Yukarıdaki satırları 5-6 yıl önce, Berkun Oya’nın yazıp yönettiği Babamın Cesetleri’nin izlenimlerimi aktarırken kaleme almıştım. Oya, Santral İstanbul’daki binasında bu benzersiz tiyatro deneyimini yaşatırken, Bilgi Üniversitesi sahibi olduğu bu mekânı Krek’e kiralamaktan vazgeçiverdi. Oya da bir süre tiyatro yapmamaya karar verdi. Tiyatrosever izleyicinin özlemle beklediği dört sezonun ardından Krek Tiyatro, Berkun Oya’nın yazıp yönettiği, sahne ve kostüm tasarımını yaptığı Dünyada Karşılaşmış Gibi’ oyunuyla tekrar sahnelerimize dönüyor. Ama ne dönüş!! Volkswagen Arena’da sahnelen oyunun ışık tasarımını Cem Yılmazer, ses tasarımını Hakan Atmaca üstlenmiş. Başka etkinliklerin de yapıldığı mekânda dekorun sökülüp takılması onlarca saat sürebiliyor. Oya, sıradan bir gece boyunca karakolda geçen oyununu, sırt sırta dayadığı, iki mekânda, karakolun ortak mahalliyle, arada bir kapıyla geçilen sorgu odasında hem zaman olarak sahneliyor. Tabii her iki mekânın önlünde birer cam duvar var ve oyun kulaklıkla izleniyor. Oyunun iki perdesi, farklı mekânlarda ve aynı zamanda geçtiği için, bir blokta oturan seyirciler perde arasında diğer bloka geçerek diğer odada olanları izliyorlar. Berkun Oya öyle sağlam bir metin yazmış ki, izlenme sırası hiç önemli değil ve ancak iki taraf da izlendiğinde her şey yerli yerine oturuyor. Karakol ekibi üç polis ve bir komiserden oluşuyor. Tipik iyi polis’ Sadık Fatih Artman, gerçekten de düzgün bir adam. Babasının kaybetmenin acısını hâlâ çeken sakin bir aile babası. Karadenizli Yavuz Alican Yücesoy onun tam zıddı. Hem deli dolu, hem şiddete yatkın. Uyguladığı şiddetten keyif bile alıyor sanki. Ve Naci, hayatı kaymış bir kaybeden Serkan Keskin. Karakol dediğimiz o kaosu elinden geldiğince dizginlemeye çalışan komiser Settar Tanrıöğen görmüş geçirmiş, yaşlıca bir adam. Sevecen ve mantıklı duruşuyla otoritesini kabul ettiren cinsten. Geldik karakola düşenlere. Mevlut Öner Erkan, belli ki karakolun hiç yabancısı değil. Dilini tutamayan, gevezelikleriyle zaten yemiş olduğu dayak kotasını daha da arttırmaya yatkın, ama söylediklerinin tutarlılığı da yadsınamaz bir torbacı’. Bir de Aziz var Okan Yalabık. İlginçtir, suçsuz olduğunu durmaksızın tekrar eden, salıverilmek için bin dereden su getiren Mevlut’un aksine Aziz ne olduğunu bilmediğimiz bir suçun cezasını çekme çabasında. Karakola gelen kadın Defne Kayalar ise, oyunda önemli işlevi yokmuş gibi dursa da aslında kilit rolü var. Parantez içindeki karakterleri canlandıran oyuncuların adı bile yeter değil mi? Tiyatro ve sinemamızın bu benzersiz oyuncuları, oyunu her gece iki kez oynadıklarını da unutmadan kariyerlerinin belki de en zor ve en etkileyici yorumlarıyla karşımızdalar. Hepsi de olağanüstü ama, Serkan Keskin’in tüyler ürpertici loser’ı ile, Öner Erkan’ın susmayan, susamayan torbacısı unutulur gibi değiller. Olağanüstü bir metin, olağanüstü bir sahneleme, olağanüstü bir oyun. Yılın oyunu. Tabii ki Krek Tiyatro, en zor yer bulunan topluluk olma geleneğini bozmadı. Mayıs sonuna kadar yer yok. Umarım haziranda devam eder. Yoksa gelecek sezona. İkinckat’ta müthiş keyifli bir eğlencelik Tutsana Ellerimi’“Benim başıma gelmeseydi, komik bir hikâye olurdu!” Kimya mühendisi bir anne babanın Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü mezunu kızı,1983 İstanbul doğumlu Leyla Selen Uçer, şan öğrenimi de görmüş, yüksek lisansını ABD’de burslu olarak oyunculuk ve tiyatro alanında yapmış, Moskova Sanat Tiyatrosu’nun New York atölyesine katılmış. 2002’de off-Broadway tiyatrolarında sahneye çıkan Selen Uçer, 2003’te yazdığı ve başrolünü üstlendiği Dream in New York / Amerikan Rüyası’nı, off-Broadway sahnelerinde ve birçok festivalde oynamış. İstanbul’a döndüğü 2004 yılından beri tiyatro ve sinemada sürdürdüğü oyunculuk kariyerinde çok sayıda ödül almış. Uçer’in yazdığı ve proje direktörlüğünü üstlendiği, dramaturgisini Orçun Ucal’ın yaptığı, Elit Andaç Çam ve Kazım Semih Varol’un yönettiği Tutsana Ellerimi’ ikincikat’ta sahneleniyor. Oyun aslında müzikli bir Yeşilçam hikâyesi. Feleğin çemberinden geçmiş, bir dönem epey de ünlü olmuş şarkıcı Süreyya’nın çalıştığı gazinoda, yıllar sonra tekrar “zorunlu” olarak karşılaşan Süreyya ile Emniyet müdürü Halil’in, 40 yıllık olamayan aşklarının, birleşip ayrılıp bir türlü buluşamayışlarının öyküsü. Tutsana Ellerimi’ arka planına, 1960 – 2016 arası Türkiye’sinin önemli toplumsal olaylarını da alan, dönemin pop müziğiyle arabeskinin melankolisi eşliğinde Müzik Direktörü Burak Erkul, Arzu Alsan gelişen tipik bir melodram. Uçer, Süreyya ile Salih’e öykülerini gazinoya sahne almak için gelen sosyal medya fenomeni genç ikon-şarkıcı Sibel’e anlattırarak, bu ağdalı melodramı trajikomik bir taşlamaya dönüştürüyor ve finaldeki klasik “Yeşilçam faciası” sürprizini kahkahalarla izletmeyi başarıyor. Elit Andaç Çam ve Kazım Semih Varol bu ilk yönetmenlik çalışmalarında olayları fiilen gazinoda sahnelemeye karar vererek, ikincikat’ın üst kat fuayesini, masaları ve yemekleriyle bir zamanların Maksim’i ya da Luna Park’ı tarzında bir gazinonun küçük ölçekte modeline dönüştürmüşler Dekor tasarımı Batuhan Bozcaada. Fuayenin sol köşesindeki minik sahneyi de oyun alanı olarak değerlendirmişler. “Bu coğrafyanın oluşturduğu korku ve yetersizlik hisleri ile kendini baltalayan, yan yana durmayı, el ele vermeyi, güç dengeleri içinde, gerçekten sevmeyi bilemeyenlerin birbirleriyle yüzleşebilmeleri mümkün müdür?” sorusuna bitmez tükenmez bir enerjiyle cevap ararken izleyiciyi kâh kahkahalara boğan, kâh hüzünlendiren Fırat Doğruloğlu Halil, İncinur Sevimli Süreyya ve Ayfer Tokatlı Sibel hem oyuncu hem şarkıcı olarak çok etkileyici bir üçlü oluşturuyorlar. Keyifle izlenen bir şarkılı gazino parodisi. Kaçırmayın derim. 27 Nisan, 4, 18 ve 25 Mayıs ikincikat’ta. Hepinize iyi seyirler dilerim.
AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, "Türkiye'nin ne Suriye'nin ne Irak'ın ne de başka bir ülkenin bir karış toprağında gözü yoktur. Biz Suriye'nin de Irak'ın da toprak bütünlüğünün sağlanması için oraların terör örgütlerinin cenneti haline gelmesi ve paramparça hale dönüştürülmesine karşıyız." partisince bir otelde düzenlenen "Basın Buluşması" toplantısında, 30 yıl evvel üç alanda muhtemel tehlikelerin dünyanın geleceğini etki altına alacağından söz ettiklerini belirterek, bunların gıda, enerji ve su krizi olduğunu dünyada bir gıda krizinin varlığının çok aşırı boyutlara ulaştığına dikkati çeken Kurtulmuş, şöyle devam etti "Bu, sadece bir sonuçtur. Aynen göçmen meselesinin sonuç olduğu gibi. Bundan dolayı dünya bir türbülansa girmiyor, birtakım yanlış uygulamalar sonucu olarak işte savaşlar, işgaller, ülkelerdeki tarımsal alanların ekilemez hale gelmesi, hoyratça dünyanın zenginliklerinin kullanılması sonucu dünyada büyük bir iklim değişikliği süreciyle karşılaşmış olmamız, çevrenin tahrip edilmiş olması gibi. Üst üste koyun, onlarca mesele sonunda maalesef dünyada büyük bir gıda meselesiyle karşı karşıyayız."Bunun önemli küresel sorunlardan biri olduğunu, gelecek on yılların çatışmalarını da körükleyeceğine işaret eden Kurtulmuş, bunun için samimiyetle bunu çözmeye niyetlenmek gerektiğini dile bugün sorunları çözebilmek için her türlü kurum ve kuruluşun kurulduğunu, FAO, Dünya Sağlık Örgütü ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin bunlardan biri olduğunu ifade eden Kurtulmuş, şöyle konuştu "Ama esas sorun dünyadaki küresel sistemin kurum ve kuruluşlarının çökmüş olmasıdır. Bu kurumların hiçbir anlamının olmadığı, gıdayla ilgili olarak FAO'yu, sağlıkla ilgili DSÖ'yü gördük. Pandemi sırasında DSÖ, Afrika'da sağlık hizmetlerine ulaşamayan yüz milyonlarca insana ne yapabildi? Dolayısıyla burada Türkiye olarak dünyada mazlum milletlere çare olabilecek sözü ve siyaseti geliştirmeye çalışıyoruz. Ama hiç kuşkunuz olmasın ki Türkiye olarak Türkiye'deki 85 milyon yurttaşımızın gıda güvenliğini sağlayacak her türlü tedbiri alıyoruz. Bu anlamda Tarım ve Orman Bakanlığımız bütün tedbirleri almış vaziyettedir. Türkiye'de zaten pandemi sırasında da gördük. Birçok ülkede gıda zincirlerinde kopmalar olmuşken Türkiye'de gıda ve tedarik zincirlerinde bir değişiklik olmamıştır. Türkiye, bu anlamda kendi kendine yeterli bir tarım politikasını geliştirmektedir ve burada da milli hassasiyetlerimize milli önceliklerimize önem vermektedir. Bu anlamda küresel zor bir sorun. Bu sorunda Türkiye, inşallah etkilenmeden yoluna devam edecektir."Gazetecilerin kira artışlarına ilişkin sorusu üzerine Kurtulmuş, özellikle ekonomi alanında son dönemlerde yaşadıkları bu sorun başta olmak üzere millet hangi sorunla ilgileniyorsa o meselenin hükümetin masasında olduğunu bakanlıkların çalışma yürüttüğünü ve sonuçta eldeki imkanlar nispetinde vatandaşların lehine olabilecek adımların atıldığını belirten Kurtulmuş, "İşte birtakım teşviklerin, vergi iadelerinin verilmesi, asgari ücretin yükseltilmesi gibi. Bunlardan önemli alanlardan birisi de konut fiyatlarındaki fahiş artış ve özellikle kiralardaki olağanüstü yükselişlerdir. Maalesef bunun rasyonel, ekonomik hiçbir gerekçesi yoktur. Burada gerekli tedbirlerin alınması ve hiç kimsenin 'Kiraları attıralım.' diyerek böyle haksız bir kar elde etmek gibi bir yola sapmaması lazım. Bunun sadece bir temenni olarak ifade edilmesinin ötesinde nasıl durdurulabileceği, nasıl belli bir çerçevenin içerisine alınabileceği, bakanlıklarımız bu çalışmayı yapıyor. Bitince de kamuoyuyla paylaşırlar." ifadelerini ötesi operasyonlarSınır ötesi operasyonlara ilişkin soru üzerine Kurtulmuş, şunları ifade etti "Türkiye'nin yaptığı sınır ötesi operasyonlar 'Haydi bir operasyon yapalım.' şekliyle gündeme gelmiş meseleler değildir. Her bir operasyon yapılmadan önce uzun uzun tasarlanmış, planlanmış ve Türkiye'nin güvenlik endişelerini ortadan kaldırmak yani orada terörü kendi kaynağında durdurmak için atılmış olan adımlardır ve çok da isabetli olmuşlardır. Şimdi şunu biliyoruz ki Türkiye, başından itibaren çok net. Suriye'de, Irak'ın kuzeyindeki terör örgütleriyle ilgili kanaatlerini çok net bir şekilde uluslararası alanda masaya koymuştur. Türkiye'nin ne Suriye'nin ne Irak'ın ne de başka bir ülkenin bir karış toprağında gözü yoktur. Biz Suriye'nin de Irak'ın da toprak bütünlüğünün sağlanması için oraların terör örgütlerinin cenneti haline gelmesi ve paramparça hale dönüştürülmesine karşıyız. Aslında bu tutumumuz Suriye yönetiminin ve Irak hükümetlerinin de lehine olan bir tutumdur, Irak'ın ve Suriye'nin toprak bütünlüğünün önemsenmesidir. Oralarda birtakım demografik değişimleri sağlamak için yani asırlardır bir arada beraber yaşayan halkların arasına fitne fesat sokarak oraları demografik olarak değiştirmenin bölgeye büyük bir istikrarsızlık getireceği ağır bedeller ödeyerek görmüştür ki orada terör örgütlerinin aktif olması demek doğrudan doğruya Türkiye'ye terör saldırısı demektir."Sınır şehirlerine düşen bombalar ve füzelerin, Türkiye'ye girmek isterken yakalanan canlı bombacıların unutulmaması gerektiğini, o bölgelerin ülkenin milli bütünlüğüne zarar verecek fitne ve terör yuvası haline gelmesine Türkiye'nin müsaade etmeyeceğini söyleyen Kurtulmuş, bölgelerin terörden arındırılmasının Türkiye'nin milli meselesi olduğu gibi Irak'ın ve Suriye'nin de milli meselesi olduğunu bu bölgelerdeki insanların asırlardır bir arada yaşadığını dile getirerek, "Ama öyle bir hale getirdiler ki DEAŞ'ı, PKK'yı, YPG'yi silahlandırarak bu bölgedeki insanları birbirine düşman haline getirdiler, Musul'da komşu olarak yaşayan insanlar birbirlerine silah doğrultur hale geldi. Bundan dolayı buraların, sınır ötesindeki terör yuvalarının dağıtılması Türkiye'nin bekası, güvenliği bakımından gereklidir. Bu operasyonların bir başka nedeni ise o bölgelerde yaşayan halkın güvenli bir şekilde geri dönüşünü sağlamak, oraların terör örgütlerinden arındırılarak Suriyeli ya da Iraklı kardeşlerimizin kendi bölgelerine daha rahat bir şekilde dönmesini temin etmektir." diye anda ellerindeki rakamların yaklaşık 500 bin Suriyelinin kurulmuş olan güvenli bölgelerdeki evlerine döndüklerini gösterdiğine işaret eden Kurtulmuş, konuşmasını şöyle sürdürdü "Hatta eğer bu sınır ötesi operasyonlar olmasaydı şimdi bazıları böyle ırkçı söylemlerle abartıyorlar ya Türkiye'deki göçmen meselesini, inanın ki Türkiye'ye ilave 5 milyon daha göçmen gelirdi. Sınır ötesi operasyonlar bu anlamda oralarda güvenliğin belli bir noktada tutulmasını, olumlu noktada tutulmasını sağlamış ve oradan yeni göç dalgalarının önüne geçilmiştir. Orada yaşayan hiçbir sivil halka zarar gelmemiştir. Orada da nasıl Türkiye'nin içerisinde kardeşlerimizle terör örgütleri mensuplarını ayırt ediyorsak Suriye'de de Irak'ta da yaşayan kardeşlerimizle teröre destek veren unsurları birbirinden ayırt ediyoruz. Bu operasyonları sürdürüyoruz."NATO ile ilişkilerNATO'ya ilişkin soru üzerine de Kurtulmuş, Türkiye'nin ne söylediğini bilen ve elindeki bütün diplomatik imkanları milletin lehine koz olarak kullanmasını başarabilen bir ülke olduğunu anda Türkiye'nin uzun yıllardır müttefiklik ilişkisi içinde bulunduğu, zaman zaman gerilim yaşadığı, zaman zaman bu ağır yükü "Niye taşıyoruz?" dediği NATO ittifakının içinde olduğunu belirten Kurtulmuş, şunları dile getirdi "Güvenlik şemsiyesinin içerisindedir, müzakereler devam ediyor. Bu müzakerelerde Türkiye'nin tavrı, tarzı bellidir. Görüyorsunuz İsveçliler, Finlandiyalılar geliyor. Onlar da 'Aman ne olur bizi alın.' babında şeyler söylüyorlar. Aynı şekilde Amerikalılar, bu konuda bir başka şekilde bu süreçle ilgili fikirlerini ifade ediyor. Tavrımız nettir, Türkiye'nin NATO üyesi olarak elinde veto hakkı vardır. Eğer Türkiye, güvenlik endişeleri temin edilemez, bu endişeler ortadan kaldırılamazsa bu ülkelerin NATO'ya girişi ile ilgili gereğini yapar. Burada da samimidir. Güvenliğin temin altına alınacağı mekanizmaların kurulmasını da Türkiye talep eder. Bu talepleri gerçekleştirmek için de gerekli mücadeleyi eder."Gazetecilerin "AK Parti, fabrika ayarlarına dönecek mi?" sorusu üzerine Kurtulmuş, şöyle konuştu "AK Parti, ayarlarındadır, ondan şüpheniz olmasın. Biz insanların kendi ana dillerini, ana kültürlerini geliştirmesini sonuna kadar savunuruz. Bu, bir insanlık meselesidir ama ana diller üzerinden siyasi argüman geliştirip bunları bir ayrımcılık vesilesi olarak ortaya koymanın da bu bölge halkına yapılacak en büyük kötülük olduğunu düşünüyorum. Şu anda Türkiye'deki yasalar isteyen herhangi bir kimsenin istediği televizyon kanalını, radyo kanalını, herhangi bir şekilde bir okulu kurabilmesini ve burada kendi ana dillerinde eğitim vermesini mümkün kılan hususlardır. Devlet okullarında seçmeli Kürtçe dersleri vardır. Buradaki hassasiyetleri çok fazlasıyla karşılamış olan bir iktidar olduğumuzu ifade etmek isterim.""Ana dili ana sütü kadar helaldir"Bir gazetecinin Kürtçe konserin yasaklandığı iddialarına yönelik sorusu üzerine Kurtulmuş, "İptal edilen konserlerle ilgili bize belediyelerden gelen bilgi şudur Bu konserlerin, organizatörlerinin kendi üzerlerine düşen yükümlükleri yeri getirmedikleri için iptal edildiği söyleniyor. Biz öteden beri söylüyoruz, ana dili ana sütü kadar helaldir. İnsanlar, kendi ana dilleriyle ortaya koydukları kültürel eserleri dile getirmekte serbesttirler. Bunu kuru bir söz olarak söylemiyoruz." ifadelerini Mart'ta ismi geçen sanatçılardan birinin Diyarbakır'da iki gün konser verdiğini, konserin de fevkalade geniş kalabalık tarafından takip edildiğini anımsatan Kurtulmuş, şunları kaydetti "Bundan bir müddet evvel Sayın Cumhurbaşkanı'mızın Batman ziyareti kapsamında gençlerle yaptığı görüşmede orada bir kızımız kalktı, gayet güzel akıcı bir Kürtçe ile Cumhurbaşkanı'mızın önünde meramını anlattı. Dolayısıyla bizim insanların ana dilleriyle kültürlerini ifade etmeleri, şarkı ve türkülerini söyleyebilmeleri, edebiyat ve eserlerini ortaya koyabilmeleri, kültürel tarihleriyle barışarak oradaki eserleri gün yüzüne çıkarmaları konusunda en ufak bir tereddüdümüz yoktur. Bu anlamda insanların kendi kültürlerini geliştirmesi için AK Parti hükümeti başından beri teşvik etmiştir."AK Parti iktidarının Kürt edebiyatının önemli eserlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığınca basılmasını, TRT Kurdi'yi kurarak buradaki vatandaşların kendi ana dillerinde yayına kavuşmalarını sağladığına dikkati çeken Kurtulmuş, bu konuda en ufak bir tereddütleri ve karşı çıkışın söz konusu olmadığını dile getirdi."Biz okyanusları aşarak buralara geldik"Kurtulmuş, vatandaşların ana dillerinde türkü ve şarkı söylemelerine karşı olmalarının asla düşünülemeyeceğini vurguladı."Ana dili ana sütü kadar helaldir. Bu, bizim temel anlayışımızdır." diyen Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu "İnsanların dilleriyle kendilerini ifade etmelerine, bu ana dili derken ana dilin de bir siyasi istismar vesilesi haline dönüşmeden, benim annem Türk olduğu için Türkçe konuşuyorum. Mehdi Bey'in annesi Kürt olduğu için Mehdi Bey Kürtçe konuşuyor. Ne o Kürtçe konuştu diye benden üstün ne ben Türkçe konuşuyorum diye ondan üstünüm. Tabii ki bunları söylerken her ülkede olduğu gibi Türkiye'nin resmi dili Türkçedir. Zaten bunu kimse tartışmıyor. Hatırlıyorsunuz, Diyarbakır'da insanlar bırakın cezaevine, adliyeye, hastaneye gittiğinde Kürtçe konuşamıyordu. Tercüman tutulur, mahkeme zabıtlarına işte bir tercüman vasıtasıyla bunlar dile getirilirdi. Bunları aştık çok şükür. Biz okyanusları aşarak buralara geldik. Bir derede kimse bu ülkeyi bu milletin çocuklarını boğmaya kalkmasın. Böyle bir şey olmaz."Sahipsiz hayvanlarla ilgili soru üzerine Kurtulmuş, sadece Diyarbakır'da değil, Türkiye'nin her yerinde "sokak hayvanları" meselesinin önemli bir konu olduğunu sadece kullarına değil, yarattığı her şeye iyilikle, güzellikle mukabele etmenin vazifeleri olduğunu anlatan Kurtulmuş, "sokak hayvanları" kimsesiz oldukları için onlara karşı asla kötü muamele yapılamayacağını için hayvan barınaklarının mutlaka yapılması gerektiğine işaret eden Kurtulmuş, "Belediye, bu konudaki imkanlarını seferber etsin. Hayvan hakları konusundaki duyarlılığı artıran önemli bir siyasi harekatın olduğunu söylemek isterim. Bu konuda yasa çıkardık. Ayrıca bir taraftan hayvanlarımızı korurken diğer taraftan sokak hayvanlarının vatandaşlara zarar vermeyeceği şekilde tedbirleri artırdık." değerlendirmesinde AK Parti Diyarbakır milletvekilleri Mehdi Eker, Oya Eronat ve Ebubekir Bal, AK Parti MKYK üyesi Alaattin Parlak, AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları MKYK üyesi Suna Kepoğlu Ataman, AK Parti İl Başkanı Muhammed Şerif Aydın ile kentteki yerel ve ulusal basın temsilcileri daha sonra merkez Sur ilçesinde esnaf ziyaretinde bulunarak vatandaşlarla görüştü. Politika Güncel Haberler
başka bir dünyada karşılaşmış gibi